Dahi anlamındaki de ayri yazılır

blogcu tuluat

Ping

MyTechnorati

Güpegündüz Pijama

 

      Evin tek ekmek getireni oydu. Saygınlığı bundan değildi. Sessizliğiyle ona hizmet edilmemesi gerektiğini anlatabilendi; evin baştacıydı.

 

      Erimiş, düğmeler çizgilerde akıp gidiyordu, bildiğimiz klasik pijamasında. Bayram da olsa bu eriyikliği bırakmıyordu; ıssız, sesiz köşesinde. Biliyor, umuyordu; vakit geçirmek için okuduğu Gır-Gır Köşeleriyle aynı noktadaydı.

 

      Belki umutların başladığı zamanda başlayacaktı yaşamı.

 

      Umutlar, hiç değilse kız kardeşlerinin evlenmesiydi; cereyanı, içinde helası olan bir evle.

 

      Çok da uzak sayılmazdı. Şu küçük oğlan, daha kaçıncı bayramıydı; kapımızı çaldığı; kabuklu fıstıklı, leblebi şekerli çerezlerini cebine doldurup; mendilini varsıllığındaki yoksulluğundan pırıltılı gözler altındaki umutla alıp, kapıdan çıkıp giderken eriyik çizgilerdeki düğmelere baktığı Yoksa daha açık renkli olan gözüme mi bakıyordu

 

      O bakışlar kabuklanıp gözden yitmeden, en fazla bir kaç bayram daha geçe işleri yoluna koymalı.

 

      Şu pokerde sıksam biraz daha, daha fazla kazansam; bir daha ki bayramı bile beklemeye gerek yok.

 

      İlk kez kardeşimin evine giderken ; irisinden, özelinden bir hediyeyle; evime alacağım deniz feneri masa lambasını, masasını -rakı içilesi, yazılası, sevişilesi- düşlerim. Gır-Gır ciltlerimi koyacağım kitaplığı yerleştireceğim köşeyi..

 

      Belki bizim oğlan bir daha ki bayramda benim evime de gelip kapıdan çıkıp giderken o köşeye bakar; artık nehirde yüzen düğmeler çarpmayınca düşüncelerine.

 

      Bu kadar sessizlikte, bu kadar büyük; ben de böyle olmalıyım. Önce direği, baştacı olacağım bir evim olmalı. Daha da büyümeliyim.

 

      Yorulduğumda, sıkkın hissettiğimde; çekilip, çekip raftan bir Gır-Gır cildini, sükûna kavuşmalıyım. Gecenin bir yarısında işi bittikten sonra ramazan davulunun üzerine pişti diye elini patlatan karikatüre baktığımda yeniden, yeni bir sevdanın gözyaşları sanmalılar görüp görecekler.

 

      Çocukluğumda her bayram gördüğüm o eriyikleri bir gün kasabanın bittiği yerdeki kayalıklarda ilk kez görmüşler. Çömelip dizlerini çenesine çekmiş öylece, sessizce denize bakıyor; maarif kolejinden, bir başka deniz kentinden ilk dönüşünü; lambayı alıp bahçedeki helâya gittiği evin direği olmak gerek, böyle olmuyor deyip döndüğünü düşünüyormuş besbelli.

 

       Kumar borcu yüzünden; kasasını tuttuğu askeriyenin ileri gelenleri kapıya gelip bir yol bulalım eksileni tamamlayalım demişler. Anayla kız kardeş bayramdaki, köşesindeki ıpıssız canlarının kollarına girip kayalıktan çekmişler hemencecik lambanın yoluna kalmayalım diyerek. Karar vermişler. Kaç para eder ki bu ev; elektriği, helâsı, erimiş köşesi, kız kardeşleri, kabuklu yer fıstıklarıyla leblebi şekerleri hele de biri gündüz ikincisi gece renkli gözbebekleri olmayınca Yine de bulmuşlar da kör alıcıyı, kandırmışlar birbirini. Böylelikle taşımışlar başka kayalıklara kendilerini umutla.

 

       Bir yaz akşamında pijamaları, köşeleri, kız kardeşleri bırakıp karşıyakadan daha karşıyakaya düğüne gidilmiş. Hatır, gönül için. Dört arkadaş, yaz akşamı bunaltısında iki buzun rakı kadehinde seviştikten sonra çilingg dediği masada düğüne katılmışlar.

 

       Masadan kalkıp helâya giderken  iki renkli kapıya  durup bakan çocuk uzaklardaydı. Yoksa  ilk duyan o olurdu beni. Pilot olma umuduyla gittiğimizde aynı deniz kentinden gündüzle gece bir arda durmaz diye ikinci kez döndüklerinde kayalıklardaydım yine. İki yelkovan önce bunaltıyı buzluyorduk klarnetin sesinde. Nerden, nasıl düştüm, masaya dönmeyi beklerken; bilemedim ya. Kayalıklardayım işte. Daha öncekinde ağrı yalnızca yüreğimdeydi; şimdi göğsüm ağrıyor. Kafamı ellerimin arasına alabiliyor, denizin uzaklarına bakabiliyordum. Şimdi sanki hiç kımıldayamıyorum. Dalgaların sesinin geldiği kayalığın son ucunu göremiyorum.

 

       Nedir buna engel. İstiyorum ama yapamıyorum. Göğsümdeki bu ağrı da öldürecek beni. Seslenmeye çalışıyorum, kimse duymuyor. Hiç kimse.

 

       Uzaklardan görüyorum; bunlar, artık, aynı gece rengi; iki gözbebeği.

Oyku konusundaki diğer yazılar...
15.9.2005 - 11:43 - yorum yaz


Daha yeni yazı Daha eski yazı
Site Haritası | ©2005 TuLûAt Blog There is a Creative Commons license attached to this blog.
TuLûAt'ı e-postanıza ister misiniz?
Blog RSS Yorum RSS